26 Ekim 2010

Kadıköy'de Golsüz Gece

Dünyanın en önemli derbilerinden biridir Fenerbahçe ve Galatasaray arasında oynanan maçlar. Asırlık tarihi olan bu ezeli rekabetin son maçı da dün akşam Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda oynandı. Golsüz biten maçın ilk yarısında üstün olan konuk ekip Galatasaray'dı İkinci yarı ise gol fırsatlarını değerlendiremeyen Fenerbahçe olunca 10 maç sonra Galatasaray Kadıköy'den puan çıkarmış oldu. Maçtan önce hemen herkes Fenerbahçe'yi favori gösteriyordu. Ancak derbilerde favori olmak sanıldığı ve dün de görüldüğü gibi iyi bir şey değildir. Sadece ev sahiplerinin bir adım önde olduğu maçlarda alınan skorlar asla sürpriz olmamıştır ve olmayacaktır.

Maçın değerlendirmesine Galatasaray'la başlamak lazım. Hafta arasında Rijkaard'la yolları ayırıp eski oyuncusu ve bir sezon da teknik direktörlüğünü yapan, sadece Galatasaray'ın değil dünyanın efsane isimlerinden George Hagi'yi takımın başına getiren yönetim, derbiye günler kala sıkıntılı bir dönem yaşıyordu. Aslında derbiye günler kala demek pek doğru değil. Galatasaray'da birkaç sezondur süregelen sıkıntı, tam da Fenerbahçe derbisi öncesinde zirve yapmıştı. Yönetimde faturayı teknik direktöre kesti. Rijkaard ve Galatasaray ayrı bir yazı konusu olarak burada kalsın.

Kadıköy'de oynanacak maç öncesi tek sıkıntı teknik direktör değişikliği değildi. Zira bu tarz krizlerde teknik adam değişiklikliği özellikle de bu tarz büyük maçlar öncesi takımda artı motivasyon demektir. Dün akşam sahada bunu görmek mümkündü. Fakat Hagi'nin en büyük sıkıntısı sakatlıklar. Fenerbahçe maçının ardından da bir süre bu sıkıntıyı yaşayacak görünüyor. Milan Baros, Kewell, Arda Turan'ın yokluğu Galatasaray için büyük sorun teşkil ediyor. Kulübesinde bu oyuncuların alternatifi olabilecek isimlerin olmayışı da transfer döneminde yönetimin sınıfta kaldığının fotoğrafı tabi. Baros ve Kewel'in yokluğunda dün akşam en uçta Pino oynadı Galatasaray'da. Nadiren forma bulduğu milli takımda ve transfer olduğu Monaco'da oynadığı yer değil bu Pino'nun. Ama savunma arkasına yaptığı koşularla iyi iş çıkardı demek yanlış olmaz. Zaten Hagi çıkarttığı kadro itibariyle önceliğinin gol yememek olduğunu ama bunu 11 kişi savunma yaparak değil orta sahayı kalabalık tutarak Fenerbahçe'nin organize olmasını engelleyerek yapmak istediği belliydi. Öyle de yaptı zaten. Geldiği günden beri eleştirilen Misimoviç ve sakat olduğu için sezon başından beri neredeyse hiç şans bulamayan Elano ilk yarıda Pino ile beraber rakip savunmayı çok zorladılar. Tek eksik goldü. Baros oynasaydı ilk yarının sonucu en azından bu olmayabilirdi.

İkinci yarının başında Misimoviç ve Elano'nun oyundan çıkmasıyla Galatasaray takımı ofansif üstünlüğünü kaybetti. Bunda en büyük etken bu iki yıldızın kondisyon olarak doksan dakikayı çıkaramayacak olmalarıydı. Orta sahayı kalabalık tutma ve önde basma taktiği ikinci yarıda Aykut'un da kalede iyi iş çıkarmasıyla Galatasaray'a bir puanı getirdi. En kötü dönemlerinden birini yaşayan bir takım için bu puan tam anlamıyla altın değerindeydi. Hagi takımın bu kötü gidişine ne kadar etki edecek bunu ilerleyen haftalar gösterecek kuşkusuz. Ancak dünkü maçtan yola çıkarak sorun sadece Hagi'nin gelişiyle değişecek gibi de değil. Sakatların iyileşmesi ve mutlak suretle takıma takviye yapılması gerekiyor. Devre arasında yeni isimlerin Galatasaray'a katılması kuvvetle muhtemel. Tabi yapılabilecek takviyeler bu sezon Galatasaray'ı şampiyonluğa götürür mü? Orasını zaman gösterecek elbette.

Biraz da Fenerbahçe diyelim mi? Evet diyelim. Fenerbahçe için en büyük dezavantaj Galatasaray'ın zor günler geçiriyor olmasıydı. Hagi gibi bir efsanenin takımın başına gelmesi de Kadıköy'de ev sahibinin işinin kolay olmayacağını belli ediyordu. Nedense herkes Fenerbahçe'nin bu maçı kazanacağını hatta farklı kazanacağını yazıp çizdi bütün hafta. Kazanabilirdi de ama kazanamadı. Futbol sahada oynanılıyor ve sahada kazanılıyor. Karşı takımın kötü günler geçirmesi avantajdır. Ancak derbilerde avantaj diye bir şey yoktur. Hele Fenerbahçe ve Galatasaray derbilerinde hiç yoktur. Elbette bu yorumlar sarı kırmızılı futbolcuları kamçılamıştır. Fenerbahçe'li oyuncular bu yorumlara aldanıp, çok rahat bir maç olacağını düşünmediler sanırım. Zira maça hızlı başlayan Galatasaray'dı. Düşünmüşlerse bile bu düşünceleri Pino'nun çizgiden çıkan topundan sonra değişmiştir.

Son üç maçında dokuz puan alan sarı lacivertli ekip, bu üç maçta çok zor ve direnen ekiplerle karşılaşmamışlardı. Savaşan ve orta alanda baskı yapan takımlara karşı da hem ligde hem de avrupa da kaybettiler. O yüzden ard arda oynanacak olan Galatasaray ve Bursa Spor maçları daha belirleyici olacaktı. İlk sınav başarılı olmadı. İlginç olan aslında maç öncesinde kadro açıklandığında hemen herkesin Aykut kocaman'ın doğru bir kadro çıkardığında hemfikir olmasıydı. Ben Galatasaray ve Fenerbahçe'nin ilk 11'lerine baktığımda kalite olarak değil belki ama savaşçı yapı olarak Galatasaray üstündü. Emre Belezoğlu ve Mehmet Topuz orta sahanın ortasında, önlerinde de Stoch, Dia. Alex ve Niang. Kim koşacak peki? Kim basacak rakip sahada? Emre ve Mehmet'in üçer dörder ciğeri olmasa gerek. Olsa zaten Real Madrid'de oynarlardı.

Fenerbahçe'nin kalecisi ve önündeki dörtlü kusursuza yakın diyebiliriz. Yada Süper Lig için gayet iyi bir kombinasyon. Özellikle Yobo'nun gelmesi bu beşliye ayrı bir hava ve güven kattı. Emre iyi bir sezon geçiriyor. Hem savunmada hem de hücumda elinden geleni yapıyor. Mehmet Topuz da ona ayak uydurmaya çalışıyor. Buraya kadar her şey tamam da teknik direktörü değişmiş, en önemli üç futbolcusu sakat olan bir takımın nasıl bir futbol oynayacağını tahmin eden bir teknik adam bu forvet hattıyla sahaya takım çıkarmamalıydı. Dörtlü savunma, önlerinde beş orta saha ki üçü savunma gücü yüksek ve en uçta hızlı, savunma arkasına koşu yapacak olan bir forvet. Taktik üzerine ahkam kesmeye gerek yok. Bu kadar yumuşak ve savaşmayan bir hücum hattıyla sabaha kadar gol atamazdı Fenerbahçe. İlerde Niang gibi bir adamınız varsa onu arkasındaki oyuncuların beslemesi lazım. Forveti beslerken de savunma yapmaları lazım. Savunma yaparken de savaşmaları lazım. Dia orta sahanın kendi tarafına geçmeyecekse Kazım oynasın 11'de. Stoch savunmada Caner'e yardımcı olmayacaksa Mehmet topuz oynasın orda. Yada B takımdan biri oynasın. Konya yada Kasımpaşa'ya bu taktik tutar, tuttu da. Ancak biraz güçlü, savaşan takımlara tutmuyor. Bunu Aykut Kocaman'nın anlaması için Şampiyonlar Ligi gitti, Avrupa Ligi gitti, Süper Lig de mi gitmeli?

Ligin dibindeki takımlara karşı oynadığınız kadroyla derbiye çıkmanın faturası aslında golsüz beraberlik olmazdı. Sadece Pino gününde olsaydı, derbinin sonucu çok farklı olurdu. Galatasaray'ın orta sahayı kalabalık tutacağı ve önde basacağını görmek için müneccim olmaya gerek yok sanırım. Hagi'nin sakatlardan geriye kalan oyuncuları belli zaten. O zaman bu maça şekil verecek isim Kocaman olmalıydı. Bunu başaramadı. Oturduğumuz yerden ahkam kesmek kolay tabi. Ama teknik direktörlerde NASA'da çalışmıyor tabi. Bu kadarcık taktiksel değişikliği yapamayan insanlar o koltukta otururken daha dikkatli olmalı. Malum takımın adı Fenerbahçe, zemin de kaygan. Hagi, Aykut Kocaman'ı kendi silahıyla vurdu cümlesi aslında maçın özeti. Tek eksik sanırım goldü.

Benim gözümde derbileri güzel yapan gollerdir. Gol olmayan derbi de güzel değildir. Bu derbi de benim için güzel değildi zaten. Hagi hoş geldi ama sıkıntılı aylar var önünde. Aykut Kocaman ise taktiksel olarak artık biraz daha uğraşmalı bu takımla.

1 yorum:

erhan dedi ki...

sanırsam tek eksiğiniz goldü...