Manchester United maça iyi başlamıştı aslında dün gece. Önde bastılar ve Barça'nın top yapmasına izin vermediler. Hızlı atağa çıktılar. Hernandez ilk 10 dakikada üç kez ofsayda düşmeseydi bu plan işleyebilirdi. Hoş 90 dakika o tempoyu Manu bile yapamaz. Küçük bezelyenin sürekli ofsayda düşmesi hem oyunu yavaşlattı hem de hem de Manchester'in ayağındaki topu Katalanlar'a hediye etti. Zaten o dakikadan sonra da Kırmızı Şeytanlar geri çekildi. Futbolcuların bu refleksi de Barça'nın istediği bir durumdu. Golün gelmesi de çok sürmedi. Klasik bir tabir ama gol geliyorum demeye başlamıştı. Rooney, Pedro'nun attığı gole hemen karşılık verince bu iş daha bitmedi mesajını veriyor gibi hissettik. Ama öyle bir disiplin ve konsantrasyon vardı ki Barcelona da bunun karşısında durmak gerçekten zordu. Zira duramadılar.
Barcelona'nın oynadığı oyunu beğenmeyenler olabilir. Çok pas yaptıkları için ekran başındaki biz futbol severler bile bazen hipnoz olabiliyoruz. Onlara karşı oynayan futbolcular ne yapsın? Onlar da bekliyor belki topu kaparız diye. Topu kapamadığınız gibi ara pasları da engelleyemiyorsunuz. Ara pasları kesemediğiniz gibi Messi'yi de durduramıyorsunuz. Bu durumda sonuç baştan belli oluyor. Sıkılanlar için durum böyle olabilir.
Dün geceki maçın Manchester United tarafındaki en büyük iki hayal kırıklığı vardı bence. Birincisi ve en mühimi Michael Carrick'ti. Orta sahanın ortasında oynayan İngiliz futbolcu ne Barça ataklarını kesebildi ne de pas yapabildi. Buna rağmen Ferguson 70 dakika dayandı. Xavi, İniesta, Busquest üçlüsü arasında adeta silindi, yok oldu. Bu duruma ilk düşen futbolcu olmadığı için şaşırılmaması gerek. Ama şahsen bu kadarını da beklemiyordum. Bir diğer hayal kırıklığı ise Meksikalı Javier Hernandez'di. İlk 10 dakika içinde ofsayttan çıkamayan genç golcü belki de bu sezonun en kötü performansını sergiledi. Pique ve Mascherano ikilisi arasında silindi gitti desek yalan olmaz. Manchester'de ayakta kalan tek isim Wayne Rooney'di. Sahanın her yerinde onu görmek mümkündü dün gece. Savunmaya yardım etti, orta sahada pas yaptı, gol attı. Daha ne yapsın zaten. Ama Barcelona karşısında tek kişilik resitaller bir işe yaramıyor. Dün bir kez daha tecrübe edilmiştir.
Maçın adamı Lionel Messi seçildi. Zaten maçı izleyenler için bu sürpriz değil. Hoş izlemeyenler için de sürpriz olmamıştır. Barça'da dün sahada yer alan bütün futbolcular en az standartlarında oynadı diyebiliriz. Bu da yetiyor zaten. Ancak bir isim var ki onun önemi büyük. Sergio Busquest, bu takım için neden vazgeçilmez olduğunu dün bir kez daha kanıtladı. Gelen atakları kesti, top kaptı, savunmadan çıkan pasları Xavi ya da İniesta'ya ulaştırdı, ara paslar yaptı ve en önemlisi hep pozitif katkı sağladı. Mascherano transferinden sonra yedek kalır diyenler bu takım için isimden önemli şeyler olduğunu tekrar anlamış oldu. O Mascherano da dün yine Pique'nin yanında savunmadaydı. Puyol'un sakat olmamasına rağmen. Hu gidişle kaptan emekliye ayrıldıktan sonra oranın sahibi de belli oldu gibi. Bu başarı Guardiola'ya ait. Barça tarafında en etkili isimlerden biri de Dani Alves'di kuşkusuz. Gitti-geldi, top çaldı, orta yaptı, şut çekti ama yorulmadı. Üzerine söylenecek çok şey de yok zaten.
Sir Alex Ferguson'un sahaya sürdüğü ilk 11 dün biraz tartışma konusu oldu. Bir takımı en iyi teknik direktörü tanır. O yüzden bu tercihleri eleştirmek yersiz. Ferguson'un maç başındaki taktiği de kusursuzdu aslında. Ama yukarıda da söyledim 10. dakikadan sonra takım geri çekildi. Bunu Alex Ferguson'un istediğini sanmıyorum. Futbolcuların bu inisiyatifini değiştiremedi ama bir türlü. Bir şeyi anlamakta zorlandım sadece. 37 yaşındaki Ryan Giggs'in bu denli güçlü bir orta sahaya sahip olan Barcelona karşısında ezilmesine neden izin verdi acaba? Evet kalitesi tartışılmaz Giggs'in ama dün o tempoyu kaldıramayacağı 15 dakikada belli olmuştu. Onun dışında Sir Alex Ferguson neden çaresiz kaldığını da basın toplantısında açıkladı. Hipnoz!
Benzer bir eleştiri de Guardiola için geldi dünkü ilk 11 için. Puyol'un yerine Mascherano tercihinden başka bir eleştiri de yoktu aslında kadro için. İlk kez bu tercihi yapmadı. Neden bunu tercih ettiği konusunda fikir sahibi olmak kolay değil. Yedek kalan adam Puyol olunca işin içinden çıkmak zor. Sonuçta kazanan haklıdır. İki ay önce karaciğerinden tümör alınan Abidal'i ilk 11'de oynatması ise ona ne kadar güvendiğinin bir göstergesi. Şahsım adına ise Abidal'i sağlıklı olarak sahada görmek çok güzeldi. Tekrar geçmiş olsun.
Dün gece sahada iki tane güzel sahne vardı. Onlardan bahsetmezsek olmaz. İlki maç sonunda Sir Alex Ferguson'un Josep Guardiola'yı tebrik ederken ki samimiyeti. Bu denli içten olanını uzun süredir görmemiştik ve uzun süre de göremeyebiliriz. Bir diğer olaysa şampiyonluk kupasının 2 ay önce karaciğerinden tümör alınan Eric Abidal'in ellerinde yükselmesi ve o bırakana kadar kimsenin kupaya dokunmaması oldu. Puyol ve Xavi'nin kaptanlık bandını Abidal'e vermeleri takım içindeki saygı ve sevginin ne kadar üst düzey olduğunun göstergesiydi.
Kıssadan bir hisse çıkartmak gerekirse, bu adamları yenmek bir yana durdurmak bile çok zor. Dün gecede sahada bildik bir tablo vardı. Sürekli pas yapan bir Barcelona, karşılarında ise çaresiz kalan Manchester United. Bu denli üstünlük sürpriz olsa da sonuç bildik oldu. Avrupa'nın en büyüğü Barcelona.







0 yorum:
Yorum Gönder