31 Ekim 2011

Türk Futbolunu Kim Yönetiyor


Malumunuz 3 temmuz 2011 günü Türk futbolunun görüp görebileceği en büyük depremin yaşandığı tarih. Şike ve teşvik soruşturması kapsamında, başkanlardan üst düzey yöneticilere, teknik direktörlerden futbolculara onlarca isim tutuklu olarak yargılanmayı bekliyor. Bu süreci yönetme görevi ise doğal olarak Türkiye Futbol Federasyonu ve başkan Mehmet Ali Aydınlar'a aitti. Ancak, TFF bu kritik süreci ve devamında hali hazırda oynanan Spor Toto Süper Lig'i yönetme konusunda ne kadar başarısız olduğunu biz futbol severlere her fırsatta göstermektedir. Oysa bu süreç daha cesur ve soğukkanlı yönetebilselerdi, şimdi Türk futbolu için daha güzel bir portre çizilebilirdi. Bunu başaramadılar ve futbolu boş tribünlere mahkum ettiler.


Sürecin en başına gittiğimizde var olan tablo tabi ki iç açıcı değildi. Fenerbahçe SK başkanı ve yöneticileri, Beşiktaş kulübü yöneticileri ve teknik direktörü, Sivasspor başkanı ve daha birçok isim gözaltına aşındı. İlerleyen sorgu ve mahkeme sonucunda da futbolun bu önemli isimleri tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildiler. Tam da bu noktada oynanması gereken bir Süper Kupa finali ve Süper Lig vardı. Beşiktaş asbaşkanı Serdal Adalı ve teknik direktör Tayfur Havutçu cezaevine gönderilene kadar kupa maçı oynanacak görünüyordu. Süper Lig takviminde ise bir değişiklik olmayacağı açıklandı. Bu açıklamanın manşetlerde okunmasından kısa süre sonra Beşiktaş kulübü geçen sezon aldıkları Türkiye Kupası'nı iade etme kararı alınca, TFF bir açıklama daha yaptı ve Süper Kupa maçının oynanmayacağını açıkladı. Ardından da Süper Lig'in ertelendiği açıklandı. Yani, başta yapılması gereken her ne var ise sonradan yapılıyordu. Daha da kötüsü bir plan ve program dahilinde değil, o gün rüzgarın esme yönü ve şiddetine göre kararlar veriliyordu. En tehlikeli olan kısımda buydu zaten.


Velhasıl, Süper Kupa maçı iptal edildi, liglerin ise bir ay gecikmeli olarak başlayacağı kesinleşti. Üstüne bir de Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nden ihraç edildiği, daha doğrusu, UEFA'nın TFF'ye yaptığı tehditten sonra Fenerbahçe yerine ŞL'ne Trabzonspor'un gideceği haberi bomba gibi düştü. Buraya kadar yazdıklarımın aslında kronolojik sırasının bir önemi yok. Önemli olan tek şey, tüm bu olayların Spor Toto Süper Lig başlamadan önce yaşanmış olması. Bu kadar da değil elbette. Ertelenen ligin başlamasına bir hafta kala TFF bu sefer yayıncı kuruluşun ricası ile yeni bir sistem getirme kararı aldı ve Avrupa'da hiçbir üst ve orta düzey ligde uygulanmayan play off sisteminin getirildiğini açıkladı. Kulüplere sorulduğu ve tüm kulüplerin bu sistemi kabul ettiği açıklansa da teknik direktörler kendilerine sorulmadan alınan bu karara bir anlam veremediklerini defalarca dile getirdiler. Hala üzerinde değişiklik yapılan bu sistemi kimsenin tam olarak anlayabildiğini zannetmiyorum açıkçası.


Buraya kadar baktığımızda önümüze çıkan sonuç, bir ay ertelen lig ve malum olay sonrasında TFF'nin süreci anlık kararlarla yönettiği, daha doğrusu yönetemediğidir. Kulüpler mutlu olsun, UEFA mutlu olsun, yayıncı kuruluş mutlu olsun derken elde kalan, mutsuz taraftarlar, boş tribünler ve karman çorman bir lig fikstürü. Hangi aklı selim bir ay geç başlayan lige "beğenmezsek değiştiririz" diyerek play off sistemi getirir? Ve bu sistemden dolayı ligi nisan ayı başında bitirmek zorundasınız. Hangi fikstürde hatanın son maçı ile diğer haftanın ilk maçı art arda günlerde oynatılır? Bu da bizim federasyonun mucizelerinden bir tanesi işte.

Mevzu uzun ve karmaşık, canlar ise sıkkın. Bu yazı burada biter ama Türk futbolunun çilesi daha çok uzun zaman bitmez...


0 yorum: